Boşanma Davası ve Boşanma Sebepleri

Boşanma Davası ve Boşanma Sebepleri

Boşanma, ortak hayatın artık bir arada sürdürülemeyeceğinin birlikte veya taraflardan birinin ileri sürmesi durumudur. Boşanma, geçerli olarak kurulmuş olan bir evlenmenin, eşlerden birinin talebi üzerine, kanunda öngörülen sebep ve koşullara dayanılarak mahkeme kararıyla sona erdirilmesidir. Boşanma davası, anlaşmalı boşanma davası ve çekişmeli boşanma davası olmak üzere iki farklı şekilde açılabilir. Anlaşmalı boşanma davası ile çekişmeli boşanma davası süreçleri başta davanın süresi olmak üzere birbirinden çok farklı prosedürlere tabidir. Anlaşmalı boşanma davaları kısa süre içinde neticelenirken, çekişmeli boşanma davaları uzun yıllar sürebilmektedir. Boşanma davasının açılması ile birlikte nafaka, maddi ve manevi tazminat, velayet gibi boşanmanın eki niteliğindeki hukuki sorunlar da çözülür.  Boşanma davası, aile mahkemesinde diğer özel hukuk davalarından farklı usul kuralları uygulanarak yürütülen bir dava türüdür.

                                          ANLAŞMALI BOŞANMA DAVASI NEDİR?  

Anlaşmalı boşanma davası en basit haliyle boşanmak isteyen eşlerin boşanmanın tüm hukuki sonuçları üzerinde uzlaşmaya vararak ortak iradeleri doğrultusunda boşanma isteği ile açtıkları davadır. Anlaşmalı boşanma davasında taraflar boşanmanın maddi ve hukuki sonuçlarını düzenleyen ve her iki eş tarafından imzalanan anlaşmalı boşanma protokolü ve dava dilekçesi ile boşanma davası açabilecektir. Anlaşmalı boşanma sözleşmesi, bir boşanma davasının anlaşmalı olarak sonuçlandırılması için gerekli olan ve boşanacak tarafların velayet, tazminat, soyadı, mal paylaşımı, tazminat ve nafaka konularında tarafların talep ve anlaşmalarını içeren son derece önemli bir sözleşmedir. Anlaşmalı boşanma için eşlerin uzlaşmaya varmış olması yeterli değildir. Aynı zamanda 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu md.166/3 de sayılan şartların da gerçekleşmesi zorunludur. Anlaşmalı boşanmanın şartları şunlardır:

  • Evlilik ilişkisinin en az 1 yıl sürmüş olması
  • Eşlerin mahkemeye beraber başvurmuş ya da bir eşin açtığı boşanma davasını diğer eşin kabul etmiş olması gerekir.
  • Tarafların hâkim huzurunda boşanma iradelerini açıklamaları gerekmektedir.
  • Hâkimin, boşanmanın mali sonuçları ve çocukların durumu ile ilgili düzenlemeyi uygun bulması gerekir.

 Hâkim anlaşmalı boşanma konusunda tarafları bizzat dinlemeli ve kendi serbest iradeleri ile boşanmaya karar verdiklerine kanaat getirmelidir. Tarafların, hâkime sunmuş oldukları anlaşma şartlarındaki maddi-manevi tazminat, nafaka, çocukların velayeti, çocuklar ile kişisel münasebet gibi hususların hâkim tarafından uygun bulunması gerekir. Hâkim gerek görürse bu şartlarda değişikliğe gidebilir.  Bu değişikliklerin çocukların ve tarafların menfaatine olması mecburidir. Hâkimin yapmış olduğu bu değişikliklerin taraflarca kabul edilmesi durumunda anlaşmalı boşanma gerçekleşebilir. 

                  ÇEKİŞMELİ BOŞANMA DAVASI VE BOŞANMA SEBEPLERİ 

Evlilik birliğinde çiftler arasında meydana gelen anlaşmazlıklar çözülemeyecek boyuta ulaştığında ve taraflar birliği sürdürecek gücü kendilerinde bulamadıklarında boşanma istemiyle mahkemeye başvurur ve verdikleri karar doğrultusunda yasal olarak da evliliklerini bitirirler. Anlaşmalı boşanma davası dışında kalan tüm boşanma davaları çekişmeli boşanma davası kapsamında olmaktadır. Çekişmeli boşanma davası eşlerin boşanma konusunda veya fer’ileri olarak adlandırılan boşanma yanında mal paylaşımı, velayet, tazminat, nafaka gibi konularda anlaşmaması hallerinde açılır. Anlaşmalı boşanma davalarında her iki taraf da boşanmak için başvuruda bulunurken, çekişmeli boşanma davasında tek taraflı dava açılması söz konusu olur. Örneğin kadın boşanma davası açarsa erkek kabul etmezse, yargılama çekişmeli boşanma davası olarak devam eder.

Çekişmeli boşanma davası, özel (mutlak) boşanma nedenleri ve genel boşanma nedenleri olmak üzere iki ayrı nedene dayanılarak açılabilir.

Türk Medeni Kanunu md. 161-165 maddeleri arasında düzenlenen özel boşanma sebeplerinin varlığının ispat edilmesi durumunda hâkim boşanma ya da ayrılık kararı vermek zorundadır. Özel boşanma nedenlerine dayanılması halinde boşanma davasını açan taraf, karşı tarafın kusurunu veya fiilinin ağırlığını ispatlamak zorunda değildir, sadece özel boşanma nedeninin ispatlanması boşanma kararı verilmesi için yeterlidir. Genel boşanma sebepleriyle açılan boşanma davasında ise mutlaka karşı tarafın kusuru ispatlanmalıdır.

                                        GENEL BOŞANMA SEBEPLERİ NELERDİR?

Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendiliğinden beklenemeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. (TMK md.166/1)

Genel boşanma sebepleri sayısızdır, çünkü evlilik birliğinin ortak hayatı sürdüremeyecek kadar temelinden sarsılmasının birbirinden farklı sosyal, ekonomik, kişisel, dini, kültürel vb. gibi nedenleri bulunabilir. Genel boşanma sebeplerinde eşlerin ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenemeyecek derecede sarsan her türlü eylem bu davaya konu edilebilir. Güven sarsıcı davranışlar, cinsel ilişkiden kaçınma, eşin ailesine kötü davranma, eşin ev işlerini yapmaktan kaçınması, eşlerin çocuğun bakımı ile ilgilenmemesi, evlilik sırlarının başkasına anlatılması vb. Yargıtay tarafından kabul edilen genel boşanma sebepleridir.  

Medeni Kanun, Md. 166/3-4 fıkralarında iki durumda evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olduğunu özel olarak düzenlemiştir:

  • Evliliği en az 1 yıl sürmüş eşlerin anlaşmalı boşanma davası açması, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını gösterir (MK md.166/3).
  • Ortak hayatın yeniden kurulamaması sebebiyle boşanma davası açılması halinde evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı kabul edilir (TMK Md. 166/4).

Boşanma kararı verilebilmesi için davacı eş davalı eşin kusurunu ispatlamak zorundadır. Davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Davacı daha fazla kusurlu ise ve davalı boşanma davasına itiraz etmiş ise (boşanmak istememişse) hâkim, boşanma davasını reddeder. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir. (TMK md.166/2) Her iki eşin de eşit derecede kusurlu olduğu ispatlanırsa tarafların boşanmasına karar verilebilir ancak bu durumda taraflar birbirlerinden tazminat isteyemezler. Davacı daha az kusurlu ise davalının yapacağı itirazın hiçbir önemi yoktur. Hâkim boşanma davasını kabul ederek boşanma kararı verir.

Ortak hayatın yeniden kurulamaması nedeniyle çekişmeli boşanma davası şartları şunlardır:

Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak üç yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir (TMK md.166/4).

Özel ya da genel boşana sebeplerinden birine  dayanılarak açılan boşanma davasının reddedilmesi durumunda, bu ret kararının üzerinden en az üç yıl geçmiş olması ve bu süre içerisinden her ne sebeple olursa olsun ortak hayatın yeniden kurulamadığının ispatı durumunda hakim boşanmaya karar vermek zorunda kalacaktır.

Tarafların geçici bir süreliğine ancak ortak hayatı yeniden kurma iradesi gütmeden bir araya gelmiş olmaları ortak hayatın yeniden kurulduğu anlamına gelmemektedir. Boşanma davasını açan taraf, kesinleşme kararından itibaren geçen en az 3 yıllık sürede ortak hayatın yeniden kurulamadığını ispat etmesi boşanma kararı verilebilmesi için yeterlidir.

                                  ÖZEL (MUTLAK) BOŞANMA SEBEPLERİ NELERDİR ?

Özel boşanma sebepleri Türk Medeni Kanunu’ nda sınırlı bir şekilde sayılmıştır. Özel boşanma sebebi olarak kabul edilebilecek haller şunlardır:

  • Zina (aldatma)  
  • Hayata Kast, Pek Kötü veya Onur Kırıcı Davranış 
  • Suç İşleme ve Haysiyetsiz Hayat Sürme 
  • Terk
  •  Akıl Hastalığı  

                          Zina (Aldatma) Nedeniyle Boşanma Davası (TMK md. 161)

Zina; eşlerden birinin, karşı cinsten eşi dışında biri ile kurduğu cinsel ilişki anlamına gelmektedir. Zina, aile birliğinde eşlerin birbirlerine karşı sadakat yükümlülüklerinin açık bir ihlalidir.

Zina sebebi ile çekişmeli boşanma davası açma süresi, diğer eşin zina olayını öğrenmesinden itibaren altı ay ve her halde zina eyleminin bitmesinden itibaren beş yıldır. Bu süre hak düşürücü bir süredir. Hak düşürücü süre geçtikten sonra sadece zina sebebine dayalı olarak açılacak boşanma davalarının reddi gerekmektedir. Ancak, zina ve genel boşanma nedenlerine aynı anda dayanılarak dava açılmışsa bu durumda zina için hak düşürücü süre geçse bile, zina ispatlandığı takdirde zina sebebiyle değil, ortak hayatın temelinden sarsılmış olması nedeniyle boşanma kararı verilmelidir.

Zina sebebi ile eşini affeden diğer eşin dava hakkı yoktur. Af, örtülü ya da açık olabileceği gibi sözlü ya da yazılı da olabilir. Zina sebebi ile açılmış bulunan davadan feragat etmek de af niteliğinde olup, aynı olaylara (zina) dayanılarak boşanma davası açılmasına engel teşkil eder.

      Hayata Kast, Pek Kötü veya Onur Kırıcı Davranış Nedeniyle Boşanma Davası (TMK md.162)

Hayata kast, eşin yaşam hakkına kasten saldırı niteliğindeki davranışları ifade eder. Eşin bu eylemler nedeniyle yaralanması şart değildir. Diğer eşin bu eylemleri yapması veya teşebbüs etmesi yeterlidir. Bıçakla veya silahla saldırma , yemeğine zehir atma, yüksek bir yerden itme vb. bu kapsamda değerlendirilebilir. 

Pek kötü muamele eşe eziyet veren sadece bedensel değil ruhsal sağlığını bozan davranışlar olarak ifade edilebilir. Örneğin dövme, karanlık bir odaya kitleme, aç ve susuz bırakma vb. bu kapsamda değerlendirilebilir. 

Onur kırıcı davranış ise eşe toplum içinde aşağılama, küçük düşürme, küfür etme, hakaret etme vb. gibi davranışlardır. 

Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış sebebi ile eşini affeden diğer eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her halde bu sebebin doğumunun üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Hayatına kastedilen, pek kötü ve onur kırıcı davranışa maruz kalan eş bu madde kapsamında olmasa da bu olaylar evlilik birliğini temelinden sarsmasına neden olacağı için genel boşanma sebeplerine dayanarak yine boşanma davası açabilecektir. 

Zinada olduğu gibi burada da bu davranışları affeden eşin bu madde kapsamında dava açma hakkı yoktur. 

 Suç İşleme ve Haysiyetsiz Hayat Sürme Nedeniyle Boşanma Davası (TMK md.163)

Eşlerden biri küçük düşürücü bir suç işler veya haysiyetsiz bir hayat sürer ve bu sebeplerden ötürü onunla birlikte yaşaması diğer eşten beklenemezse, bu eş her zaman çekişmeli boşanma davası açabilir (TMK 163).

Küçük düşürücü suç toplum nazarında kişiyi utandıran, aşağılayan ve yüz kızartan suç demektir. Hırsızlık, dolandırıcılık, rüşvet, cinsel istismar, uyuşturucu madde kullanmak ve ticaretini yapmak vb. gibi suçlar küçük düşürücü suçlara örnek olarak verilebilir.

Haysiyetsiz hayat sürme toplumca kabul görmüş namus, şeref, itibar gibi değerlere aykırı yaşam sürme şeklinde ifade edilebilir. Örneğin kumarbazlık, ayyaşlık, genel ev işletmeciliği, hayat kadınlığı vb. haysiyetsiz yaşam sürme kavramı içinde değerlendirilir. 

Bu madde kapsamında dava açılabilmesi için diğer özel boşanma sebeplerinde olduğu gibi bir hak düşürücü süre yoktur. Küçük düşürücü suç işlenmesi veya haysiyetsiz hayat sürme hukuki sebeplerine dayalı boşanma davası her zaman açılabilir. Yukarıdaki boşanma sebeplerinin aksine eşlerden birisinin diğer eşi affetmiş olması, bu sebebe dayanarak boşanma davası açmasına engel teşkil etmez. Af olsa bile bu sebeple boşanma davası açılabilir.

                               Terk Nedeniyle Boşanma Davası (TMK md. 164)

Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hakim veya noter tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise ; terk edilen eş, boşanma davası açabilir . Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta girmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır. 

Usulüne uygun bir ihtardan bahsedilebilmesi için Yargıtay bazı kriterler getirmiştir. Buna göre,

  • Eşin terk eylemi üzerinden en az dört (4) ay geçmiş olması gerekir.
  • İhtarda, davet edilen evin açık adresi, davet eden eş evde bulunmayacak ise anahtarın bulunacağı yer belirtilmelidir.
  • Davet edilenin yol gideri ihtarname ile gönderilmelidir.
  • İhtarda, ihtara (iki) 2 ay içinde uyulması aksi durumda bunun doğuracağı sonuçların neler olduğu açıklanmalıdır.

Terk Sebebine dayalı olarak açılacak boşanma davasında usulüne uygun olarak bir ihtarname göndermek dava şartıdır. Bu sebeple usulüne uygun olarak ihtarname gönderilip gönderilmediğini, ihtarnamenin kanuni unsurları taşıyıp taşımadığını hâkim kendiliğinden dikkate alır.

Terk, mutlak boşanma sebeplerinden olup ayrıca terk sebebi ile ortak yaşamın çekilmez hale gelmesine gerek yoktur. Terk, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadı ile yapılması gerekir. Geçici olarak ya da diğer eşin rızası ile ortak konuttan ayrılan eş terk etmiş sayılmaz (askere gitmek, tedavi için başka şehre gitmek vb).

Terk sebebi ile çekişmeli boşanma davası hak düşürücü süreye tabi değildir. Terk nedenine dayalı çekişmeli boşanma davası her zaman açılabilir. Ancak boşanma davası açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz.

                         Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanma Davası (TMK md.165)

Eşlerden biri akıl hastası olup da bu yüzden ortak hayat diğer eş için çekilmez hâle gelirse, hastalığın geçmesine olanak bulunmadığı resmî sağlık kurulu raporuyla tespit edilmek koşuluyla bu eş boşanma davası açabilir. (TMK md. 165)

Akıl hastalığı sebebi ile genel boşanma sebeplerine dayanılarak boşanma davası açılamaz. Akıl hastalığına yakalanan eşin hastalığı sebebi ile yapmış olduğu ve ortak yaşamı çekilmez kılan kusurlu hareketler iradi olmadığından kusur yüklenemez. Bu nedenle akıl hastalığı sebebi ile açılacak boşanma davası ancak mutlak boşanma sebeplerine dayanılarak açılabilir.

Akıl hastalığı sebebine dayanan boşanma davası her zaman açılabilir. Herhangi bir hak düşürücü süre bulunmamaktadır.

                            BOŞANMA DAVALARINDA GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME 

Boşanma davasında görevli mahkeme, aile mahkemesidir. Aile mahkemesinin bulunmadığı yerlerde asliye hukuk mahkemesi  davaya aile mahkemesi sıfatıyla bakabilir.

Boşanma veya ayrılık davalarında yetkili mahkeme, eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir. (TMK md. 168)

                          BOŞANMA DAVALARINDA MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT 

Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu olan eş, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir.

Daha fazla kusurlu eş, diğer eşten hiçbir şekilde maddi tazminat talebinde bulunamaz. Maddi tazminat talep eden eşin kusursuz olması halinde, diğer eşin az da olsa bir kusuru tespit edilmişse maddi tazminata hükmedilir. Maddi tazminat talep eden eş ile diğer eşin eşit kusurlu olması halinde maddi tazminata hükmedilmez. 

Maddi tazminata hükmedilmesi için talep eden eşin mevcut veya beklenen menfaatlerinin zarar görmüş olması gerekir. Mevcut menfaatin belirlenmesinde ölçü, genel olarak evlilik birliğinin eşlere sağladığı yararlardır. Beklenen menfaatler de evliğin devamı halinde eşlerden birinin diğerine gelecekte sağlaması muhtemel olan çıkarlardır. Erkek eşin kadının geçimini sağlama, tarafların birbirlerinin sigortasından yararlanmaları, eşinin mirasından yararlanma vb. menfaatler örnek verilebilir. Dolayısıyla boşanma yüzünden eşten yana kesilecek olan sosyal, kültürel ya da ekonomik destek de artık mevcut olmayacağı için bu menfaatler maddi tazminatın konusudur.

Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir. Manevi tazminat, bozulan manevi dengenin yerine gelmesi için kabul edilmiş bir tatmin veya telafi şekli olup, boşanmaya sebep olan olayların kişilik haklarına saldırı teşkil etmesi halinde manevi tazminata hükmedilir.

Boşanmaya sebebiyet veren her davranış, eşin kişilik haklarına saldırı anlamına gelmemektedir. Örneğin bir eşin, aile konutunu terk etmesi ve geri dönmemesi, başlı başına kişilik haklarına saldırı teşkil etmemektedir. Kişilik haklarına saldırının varlığından söz edilebilmesi için eşe karşı  şiddet, tehdit, hakaret veya iftira vb. fiillerle aşağılayıcı, korkutucu, küçük düşürücü bir davranışta bulunularak kişilik haklarının saldırı altında bırakılmış olması gerekmektedir.

Maddi ve manevi tazminat boşanma davasıyla birlikte talep edilebileceği gibi boşanmanın kesinleşmesinden itibaren 1 yıl içerisinde ayrı bir dava açılarak da talep edilebilir.  Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar (TMK m.178)

Türk Medeni Kanunu’nun 176. maddesine göre maddi tazminatın irat şeklinde aylık ödemelerle veya toplu olarak ödenmesine hükmedilebilir. Ancak manevi tazminatın irat şeklinde ödenmesi mümkün değildir, mutlaka toplu olarak ödenmesi gerekir. Bununla birlikte, uygulamada boşanma davalarında veya kesinleşen boşanma hükümlerinden sonra açılan maddi ve manevi tazminat davalarında maddi tazminatın da genellikle toplu bir şekilde ödenmesine hükmedildiği görülmektedir.

                                          BOŞANMA DAVASINDA ÇOCUĞUN VELAYETİ 

Çocuğun velayeti, boşanma davasında eşler arasındaki en önemli çekişme konusudur. Medeni Kanun’a göre mahkeme, çocuğun velayetinin hangi tarafta kalacağını belirlerken çocuğun gelişimini ve yararını dikkate almalıdır. Hatta, çocuk ile ana ve baba çıkarının çelişmesi halinde, çocuğun yararına üstünlük tanınması zorunludur. Çocuğun yararı ise; çocuğun bedensel, fikri ve ahlaki bakımdan en iyi şekilde gelişebilmesi ve böyle bir gelişmenin gerçekleştirilmesi için, çocuğa sosyal, ekonomik ve kültürel koşulların sağlanmış olmasıdır. Hangi eş bu koşulları sağlayabilecekse çocuğun velayeti o eşe verilir.

Bu kararın verilmesinde toplumda zannedildiğinin aksine tarafların maddi durumunun tek başına bir etkisi yoktur. Örneğin, çocuğun, zengin olan babasının yanında değil de maddi durumu kötü olan annesinin yanında kalması kararlaştırılabilir. Bu durumda maddi durumu yerinde olan babasının çocuğun masraflarının bir kısmını karşılaması kararlaştırılır. Çocuğun kimde kalacağı hususu çocuğun ruhsal ve fiziksel gelişimini hangi tarafın yanında daha sorunsuz şekilde geçireceğine ve çocuğa sunulan maddi ve manevi imkanlara göre kararlaştırılır. Hâkim bu kararı verirken sadece kendi kişisel kanaatine göre hareket etmez, bu konuda bilirkişi olarak uzman pedagoglarla da görüşür.

Toplumda bir başka doğru bilinen yanlış ise boşanmada velayetin kimde kalacağı hususunda yaş ve cinsiyetin tek başına belirleyici bir etken olduğudur. Örneğin toplumda çocuğun erkek olması durumunda babaya verileceği kız olması durumunda anneye verileceği gibi doğru olmayan bilgiler mevcuttur. Ancak bu noktada dikkat edilmesi gereken husus çok küçük yaşlardaki çocukların özel durumudur. Çok küçük yaşlardaki çocukların anne sevgisine ve ilgisine daha çok ihtiyaç duyması sebebiyle anneye verildiği görülmektedir. Tabi annenin çocuğa sağlıklı ve huzurlu bir yaşam alanı sağlayamayacak olması, annenin çocuğun hayatını tehlikeye atacak davranışlarda bulunma ihtimalinin söz konusu olması durumunda hâkim bunu dikkate almak suretiyle çocuğu anneye vermeyecektir. Buradan hareketle, çocuğun yaşı küçükse kesin anneye verilir, cinsiyeti erkekse kesin babaya verilir gibi kesin yargılardan uzak durmak gerekmektedir.

Boşanma davası yargılamasında çocuğun velayetinin hangi eşte kalacağına karar vermeden önce idrak yaşına gelmiş çocukların mahkemece bizzat dinlenmesi gerekir. Çocuklarda idrak yaşı, 8 yaş ve üstü olarak kabul görmektedir. Çocuğun eğitim, kültür, yaşam olanakları bakımından nerede yaşamak istediği konusunda bilgilendirilerek, velayet hakkındaki tercihinin hâkim tarafından çocuğun kendisine sorulması gerekir. Ancak, çocuğun velayeti hakkındaki görüşü, çocuğun üstün yararına aykırı düştüğü takdirde hâkim çocuğun tercihinin aksine velayet düzenlemesi yapabilir. 

                                        BOŞANMA DAVASINDA NAFAKA TALEPLERİ 

Boşanma davası sürecinde hükmün kesinleşmesine kadar iştirak nafakası ve yoksulluk nafakası talep edilebilir. Tedbir nafakası ise boşanma davası sürecinde talep edilebileceği gibi boşanma davasından önce de talep edilebilir ve geçici niteliktedir. 

Tedbir Nafakası: Boşanma davası esnasında herhangi bir eşin veya reşit olmayan çocukların (18 yaşından küçükler) geçinmesini temin etmek üzere mahkeme tarafından dava sonuna kadar geçerli olmak üzere tedbiren hükmedilen nafakadır. Tedbir nafakası, boşanma davası sırasında istenebileceği gibi, boşanma davası açılmadan önce de istenebilmektedir. Boşanma davasında tedbir nafakasına hükmedilmesi için kusur ve talep aranmaz, hâkim re ’sen karar verebilir. Tedbir nafakası geçici bir nafaka olup adından da anlaşılacağı üzere önlem amacı içermektedir. Kanunda tedbir nafakası konusunda cinsiyet ayrımı yapılmamıştır. Tedbir nafakası çoğunlukla kadınlar lehine hükmedilse de uygun koşulların oluşması halinde erkek lehine tedbir nafakası hükmedilmesinin önünde kanuni bir engel bulunmamaktadır. Mahkemece hükmedilen tedbir nafakası, boşanma davası kesinleşene kadar devam eder. Boşanma davası kesinleştikten sonra tedbir nafakası ya tamamen kalkar ya da yoksulluk ve iştirak nafakası olarak devam eder.

İştirak Nafakası: Boşanma halinde çocuğun bakım masrafları velayet kendisine verilmiş anne ya da babaya ait olmakla beraber, bu diğer eşin bakım masraflarına katılma yükümlülüğünü sona erdirmez, diğer eş gücü oranında bu masraflara katılmalıdır.  Bu nafaka türünde eşlerin kusur durumunun hiçbir önemi yoktur. Bu nafaka türündeki amaç ergin olmayan çocuğun yetiştirilmesi, sağlık barınma, eğitim vs. giderlerine velayet kendisine verilmeyen eşin mali gücü oranında katılmasını sağlamaktır. Mahkeme tarafından daha önce tedbir nafakası adı altında ödenmesine karar verilen nafakanın boşanma ya da ayrılık kararının kesinleşmesi ile birlikte iştirak nafakası şeklinde ödenmesine karar verilir. Kararın kesinleşmesiyle ödenmeye başlanan iştirak nafakası çocuğun ergin olmasıyla sona erer. 

Yoksulluk Nafakası: Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak kaydıyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Bu nafakaya hükmedilebilmesi için boşanmayla yoksulluğa düşecek eşin mutlaka talepte bulunması gerekir.  Yoksulluk nafakasının önemli bir özelliği hem erkeğe hem de kadına verilen bir nafaka türüdür. Kadın veya erkek fark etmeksizin boşanma davasında daha az kusurlu olan eş boşanmadan dolayı yoksulluğa düştüğü gerekçesiyle yoksulluk nafakası talep edebilir. 

Yoksulluk nafakasından yalnızca boşanma sonucunda yoksulluğa düşen eş yararlanabilecektir. Eğer boşanma davası boyunca sonradan yoksulluk nafakası olarak devam etmek üzere tedbir nafakasına hükmedilmişse, boşanma kararının verilmesi ve kesinleşmesi ile birlikte verilmiş olan tedbir nafakası, yoksulluk nafakası olarak devam eder. Müşterek çocuklar için verilmiş olan tedbir nafakası kararı, boşanmanın kesinleşmesinden itibaren başka bir nafaka türü olan iştirak nafakası adı altında verilecektir.

        DÜĞÜN TAKILARI KİME AİTTİR? DÜĞÜN TAKILARI NASIL DAVA KONUSU EDİLİR?

Düğünde takılan takılar kimin olacak sorusu, boşanma sürecini yaşayan kişiler tarafından en çok sorulan sorulardan biridir. Ziynet eşyaları önceden Yargıtay’ın yerleşik içtihatları gereği genel olarak kadına ait olarak kabul edilmekteydi. Ancak son zamanlarda Yargıtay’ın bu yöndeki içtihadı değişmiş ve “kadına özgü olmayan” ziynet eşyalarının erkeğe de verilebileceğine dair kararlar gelmiştir.

 Kadına takılan her türlü ziynet eşyası (çeyrek/yarım/tam altın, bilezik, kolye, bileklik, takı seti vs.) ve para gibi ekonomik değerler kadına aittir.

Erkeğe takılan ziynet eşyasından kadına özgü olanlar ( bilezik, kolye, küpe vs.) erkeğe takılsa bile kadına ait olacaktır. Erkeğe takılan çeyrek, yarım, tam altın gibi takılar ve paralar ise “kadına özgü” olmadıklarından erkeğe ait olacaklardır. Kural olarak erkeğe takılan her türlü takıdan kadına özgü nitelikte olmayanlar, erkeğe ait olacaktır. Erkeğe takılan ziynet eşyaları kadına özgü nitelikte olsa bile erkek eş, kadına özgü ziynet eşyalarının kadına ait olduğu konusunda “yerel adet olmadığını” ispatlarsa kadına özgü olan ziynet eşyaları da erkeğe verilir. 

 Eşler arasında ziynet eşyası ile diğer ekonomik değerlerin (para vb.) nasıl paylaşılacağına dair bir sözleşme yapılmışsa, bu sözleşme geçerli kabul edilecektir.

Ziynet eşyalarının talep edilmesi; boşanma davasıyla birlikte talep edilebileceği gibi ayrı bir dava olarak da açılabilir. Ziynet eşyaları, ayrı bir davaya da konu olsa, boşanma davasıyla birlikte de talep edilse, öncelikle aynen iade, aynen iadenin mümkün olmaması halinde ise karşılık bedelinin ödenmesi suretiyle nakden iade şeklinde terditli olarak talep edilmelidir. Düğün takılarının aynen iadesi veya iadesi mümkün değilse bedelinin ödenmesi talebi, boşanmanın eki niteliğinde olmayan bağımsız bir taleptir. Bu nedenle, boşanma davasında ziynet eşyaları talep edildiğinde, bu taleple ilgili ayrıca nispi harç ödenmelidir.

Düğün takılarının evlilik içinde ortak ihtiyaçlara veya düğün masraflarına harcanması, takılarla erkeğin borcunun ödenmesi vb. gibi nedenlerle elden çıkması halinde dahi kadının boşanma halinde düğün takılarını erkek eşten talep hakkı vardır. Bu eşyaların iade edilmemek üzere kocaya verildiği, kadının isteği ve onayı ile bozdurulup müşterek ihtiyaçlar için harcandığı hususu davalı tarafça ispatlandığı takdirde, koca bunları iadeden kurtulur.

                                        BOŞANMA DAVASINDA YARGILAMA USULÜ

Boşanma davasında yargılama, aşağıdaki kurallar saklı kalmak üzere Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa tâbidir (TMK m.184):

  • Hâkim, boşanma veya ayrılık davasının dayandığı olguların varlığına vicdanen kanaat getirmedikçe, bunları ispatlanmış sayamaz.
  • Hâkim, bu olgular hakkında gerek re’ sen, gerek istem üzerine taraflara yemin öneremez.
  • Tarafların bu konudaki her türlü ikrarları hâkimi bağlamaz.
  • Hâkim, kanıtları serbestçe takdir eder.
  • Boşanma veya ayrılığın fer’î sonuçlarına ilişkin anlaşmalar, hâkim tarafından onaylanmadıkça geçerli olmaz.
  • Hâkim, taraflardan birinin istemi üzerine duruşmanın gizli yapılmasına karar verebilir.